FİLMLER, FESTİVALLER, YÖNETMENLER, KENTLER
b e l g e s e l _ g a z e t e
DOCUMENTARIST 2011 GAZETE ANASAYFA


“Sinema belgeselle doğdu”

ASLIHAN EKER

”Hayvanlar alemi belgesellerden çekiliyor.” Türkiye’de bir belgeselcinin bu afişi görüp de çarpılmaması mümkün değil. Çünkü ne yaptığını soranlara “belgeselciyim” dediğinde duyduğu karşılıklar çoğu kez bellidir: “Gerçekten mi, ben de belgesellere bayılırım. Nasıl çekiyorlar o aslanları timsahları ağzım açık izliyorum vallahi!” Hayvan belgeselleri Türkiye’de çok sevilir, ancak akıllara hayvanları anlatmayan bir belgesel olabileceği gelmez. Bu espriyle karışık gerçeği yansıtan afiş dört senedir İstanbullular’ın ayağına dünyayı getiren belgesel film festivali Documentarist’in 31 Mayıs- 5 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirdiği 2011 programına ait. Afiş sadece “Hayvanlar alemi belgesellerden çekiliyor”dan ibaret değil, alt başlıkta “Belgesele bakışınız değişecek” deniyor. Türkiye’de belgesel birçok Avrupa ülkesinin aksine yeni yeni gelişmeye başlayan, çoğunlukla da hâlâ anlaşılamayan bir alan. Bu nedenle fazla festivalimiz yok. Documentarist de dünyadaki birçok belgesel film festivaline nazaran oldukça genç ama kısa sürede çok iyi işler yapan, geleceğe dair umut vadeden de bir festival. Bu festivalin yaratıcıları da Türkiye’deki belgeselin sahipsizliğini görüp yola çıkan belgesel sevdalıları. Onların başını da yıllardır yazdığı film eleştirileri, gezi yazılarıyla tanınan ancak aynı zamanda iyi bir belgeselci de olan Necati Sönmez çekiyor. Gazze’nin Yarası (2009), İbret Olsun Diye (2007) ve Theo’nun Bakışı (2002) Sönmez’in uluslararası ödüller almış belgesellerinden bazıları. Necati Sönmez dört sene önce başladıkları Documentarist film festivali dolayısıyla belgesel film yapmaya artık çok vakit ayıramaz olmuş. Hâlihazırda 2 senedir bitiremedikleri belgesel film projeleri var.

Necati Sönmez ile bir araya geldik, Documentarist’i, belgeselleri, Türkiye'deki belgeselciliği masaya yatırdık. Ama öncelikle merak ettik ve sorduk:

Nereden başladı bu belgesel merakı?
Ben sinema yazarıydım. 15- 20 sene kurmaca film izleyip duruyordum, nadiren belgesel film izliyordum. Bir yerde bir kırılma oldu. Neden belgesele yöneldim diye kendime sorduğumda, sinema dünyasının yaratıcı damarının belgesele yöneldiğini fark ettim. Bir süre sonra izlediğim kurmaca filmlerden bir şey anlamaz oldum. On tane film izliyorsam dokuz tanesi zaman kaybıydı; hayatımdan zaman çalındığını hissediyordum. Hiçbir zaman iyi belgesellerde bunu hissetmiyordum. Bunu fark ettiğim zaman, bir izleyici olarak zamanımı artık belgesellere ayırmaya başladım. Belgesel yapmak da bunun bir sonucuydu, festival de arkasından geldi. Festival organizatörlüğü meslek olarak seçeceğim bir şey değildi ama hayat beni oraya yönlendirdi. Belgesel hem Türkiye’de hem dünyada sinemada yaratıcılığın yelpazesinin en geniş olduğu alan.

Documentarist Türkiye’de belgesel film alanında önemli bir boşluğu dolduruyor. Documentarist nasıl doğdu ve gelişti?
Documentarist’in çıkışı altyapının zorlamasıyla oldu. Bir grup belgeselci daha önce Bodrum’da küçük bir festival yapıyorduk. İstanbul’da da bir tane yapsak dedik. Çok kısa süre içinde alelacele bir festival yaptık, beklediğimizin üzerinde bir ilgi oldu. O sene son dakikada BBC’den Nick Fraser’i çağırdık, o da ilk defa yapılan böyle bir etkinliğe “evet” dedi. Bu bizi motive etti. Bir sonraki seneye daha iddialı ve geniş bir etkinlik yapma umudu verdi. Nitekim her sene katlana katlana büyüyen bir festival haline geldi.

Neden Documentarist bir anda bu kadar ilgi gördü ve tuttu?
Belgesele bilinen bir ilgi var zaten, özellikle iyi belgeselin muhakkak bir alıcısı var. Türkiye’de de bir belgesel üretimi var, ancak değişik bir üretim biçimi bu. Yetmişlerden seksenlerden farklı olarak biraz daha bağımsız, biraz daha dünyadaki belgesellerle entegre olmuş, daha evrensel bir sinema diline yaklaşmış filmler çıkmaya başladı. Belgesel TRT hâkimiyetinden kurtuluyor. Documentarist arkadan gelen böyle bir gücün ortaya çıkardığı bir şeydi. Zaten baştan beri biz de belgesel film yapıyoruz ve bir platform arayışı içindeyiz. Başından beri festivali bir etkinlikten ziyade bir platform gibi düşünmüştük. Sanırım öyle bir yere doğru gidiyor. Belgeselcilerin bir araya gelebileceği, yurtdışındaki meslektaşlarıyla tanışabileceği, işte master class’lar, paneller, workshop’lar ile bilgi alışverişinin artabileceği bir fırsat. Bu sene de ünlü yönetmenler ve belgeselcilerin hocalık yaptığı iki proje geliştirme atölyesi düzenledik. Bir dahaki yıl bu atölyeleri daha önceden ilân edeceğiz. Tretmanlar istenecek, başvurular arasından seçilecek 6-7 proje workshop’a katılabilecek. Documentarist bir seneye yayılan etkinliklerle de platform özelliği gösteriyor. Mesela Aralık ayında İnsan Hakları Haftası’nda bir festival daha var. Sene içinde Tütün Deposu’nda iki haftada bir belgesel gösterimi ve arkasından tartışma gibi etkinliklerimiz var.

Documentarist alanında tek festival değil, bir de Belgesel Sinemacılar Birliği’nin her sene düzenlediği 1001 Belgesel Film Festivali var. Siz de bu festivalde bir süre çalıştınız. Documentarist’le bu festivali ayıran farklar neler?
1001 Belgesel Film Festivali kendisine başvuran belgesellerin seçilip programlanmasıyla oluşuyor. Aslında çoğu festival de öyle hazırlanıyor. Biz az sayıda festivalin seçtiği bir yöntemle çalışıyoruz: Festival seçtiğimiz ve davet ettiğimiz filmlerden oluşuyor. Başvuru yapılmıyor. Tabii gelenleri reddetmiyoruz. Türkiye’den katılmak isteyen filmleri geri çevirmiyoruz, bizim ulaşamayacağımız filmler de oluyor bunların arasında. Ama esas olarak diğer festivallere gidip beğendiğimiz filmleri seçerek, onları davet ederek yapıyoruz bu festivali. Öyle temel bir farkımız var. Aramızda organik bir bağ yok.

Documentarist’te bu sene yine dünyanın farklı ülkelerinden onlarca film gösterildi. Festivalin kriterleri nedir?
Dünyada neler olup bitiyor, bir fikir versin istiyoruz. Bize hiç ulaşmamış, hakkında pek bir şey bilmediğimiz bir ülke varsa ona ulaşmaya çalışıyoruz. Oradan özellikle bir film almak için çaba sarf ediyoruz. Her sene bir tema seçmeye çalışıyoruz; bazı temaları bir sene öncesinden belirleyip bir yıl üzerinde çalışıyoruz. Bu sene de birçok farklı tema vardı ama özellikle Post-Komünist ülkelere odaklandık, bu ülkelerden filmler bulmaya çalıştık. Ciddi oranda film topladık. Özellikle Romanya’nın ciddi bir belgesel birikimi vardı, ona özel bir yer ayırdık. Antropoloji bizim kafamızı kurcalayan bir alandı. Belgesel antropoloji ilişkisini tartıştıracak birkaç önemli film çıktı. Ona özel bir bölüm ayırdık. Müzik belgeselleri elimizde birikmişti, ona bir bölüm ayırdık. Dünya belgesellerinin seçimi tamamen öznel. Çekirdek kadroda yer alan arkadaşların “Bu film çok hoşuma gitti, bu filmi paylaşmak istiyorum.” demesi yeterli. Çok evrensel kriterlerimiz yok.

Documentarist’in iki misyonu var: Bir yandan insanlara belgeselin ne olduğunu anlatmak, diğer yandan dünyadaki en iyi belgeselleri sunmak. Belgeselin tanımı hem akademide hem de pratikte oldukça tartışmalı ve sınırları geniş. Bu da festival organizatörleri açısından bir engel oluşturuyor. Belgesel filmde konu estetiğin önüne geçebiliyor. Documentarist’in belgesel film tanımı ne?
Kurmaca filmle belgesel film arasında sinema kalitesi anlamında bir fark görmüyorum. Konusu ne kadar iyi olursa olsun, bunun görsel-işitsel hakkını veremiyorsa bana göre film olarak bir karşılığı yok. Bu konuyu bir kitap veya gazete röportajı olarak da anlatabilir. Dünyada da belgeselin skalası değişti. Sinema aslında belgeselle doğdu. Kurmacanın hâkimiyeti o kadar yayıldı ki belgesel üvey evlat muamelesi görmeye başladı. Benim için belgesel film sinemadan farklı değil. Bu konularda eli kalem tutan insanlarda bile “Filmmiş bu, belgesel değilmiş.” gibi ikilemler görebiliyorsunuz. Film olan belgesel olmuyor, belgesel olan film olmuyormuş gibi bir intiba var. Belgesel dediğin filmdir, sinemadır. Çok kavram kargaşası var. Gazetecilikten, televizyon belgeselinden, eğitim belgeselinden ayırmak gerekiyor. Baştan sona karakterleriyle bir hikâye anlatmasıyla bir filmi nasıl tarif ederseniz belgesel de aynı. Belgeselin kolay olduğu yanılsaması var. Kameram var, bilgisayarıma kurgu sistemi kurarım, iki-üç röportaj yapar birleştiririm, al sana belgesel. Ancak belgeselin kurmacadan daha zor olduğunu, kontrolü zor, sürprizlere açık, dolayısıyla yönetmenin kâbusu da olabileceğini anlatmak gerekiyor.

Documentarist’in en büyük sorunlarından biri yeterince destek görmemesi. Türkiye’de belgeselcilerin maddi anlamda tek dayanakları olan Kültür Bakanlığı dahi festivale destek vermiyor. Dünyanın en iyi festivallerinde gösterilen belgesellere Documentarist ellerindeki imkânlarla ulaşıyor. “Biraz daha paramız olsa yapacağımız o kadar güzel şey var ki!” diyor Necati Sönmez. TRT’nin de sadece kendi yapımlarına değil dünyadaki birçok devlet kanalı gibi artık bağımsız belgesellere de destek vermesi gerektiğini belirtiyor. Çünkü dünyada Türkiye yapımı belgesellere büyük ilgi olduğunu, birçok önemli festivalin Documentarist’e başvurarak Türkiye programları düzenlemek istediklerini vurguluyor. Documentarist bütün imkânsızlıklarına rağmen yavaş yavaş dünyanın sayılı belgesel film festivallerinden biri olmaya doğru yol alıyor.

Not: Bu söyleşi Hayal Perdesi'nin Temmuz-Ağustos 2011 tarihli 23. sayısında yayınlanmıştır.