Anasayfa    |   doc_gazete    |    Documentarist 2008    |    Documentarist 2009


Berlinale 2010

Bir ‘talent’ın gözüyle Kampüs izlenimleri

Berlinale kapsamında düzenlenen Talent Campus, geleceğin sinemacılarını deneyimli eğitmenlerle buluşturan, adı üstünde 'kamp' havasında geçen bir organizasyon. Bir katılımcının gözünden bu yılki TC'den izlenimler...

Dîdem Şahin

 

A sınıfı film festivallerinden biri olan Berlin Film Festivali tüm ihtişamıyla 60. yılını doldurdu. En az festivaldeki filmlerin, yönetmenlerin, muhteşem oyuncuların yarattığı heyecan dalgası kadar etkili bir başka bölüm daha vardı ki, o da birbirinden çok farklı coğrafyalardan gelen genç yetenekleri bir araya getiren 'Berlinale Talent Campus', dilimizdeki karşılığı ile 'Berlin Yetenek Kampüsü' idi.

Talent Campus'un tarihi, festivalin tarihi kadar eski değil. Henüz 8. yılına giren Talent Campus, bu sene de geçmiş yıllarda olduğu gibi, sinemanın büyüsüne bir şekilde kapılmış ve kendi branşlarındaki üretimleri ile dikkat çekmiş olan genç yetenekleri; yönetmen, yapımcı, sinematograf, senarist, müzisyenleri bir araya getirerek global bir tanışıklığa vesile oldu. Bir araya gelen 'talent'lar sadece diğer talent’ları tanımak, arkadaşlık yapmak, fikir alışverişinde bulunmak, kendi üretimlerini sunmak ve hatta yeni filmleri için ekiplerini buradaki tanışıklıklardan kurmakla kalmadılar, kampüs programı kapsamındaki seminerlere, workshop'lara katılarak mesleki gelişimlerine de katkı sağlamış, hatta yepyeni bakış açıları ile donanmış olarak bir haftanın sonunda yepyeni öyküler, melodiler ile adres defterleri dolu, ceplerinde rengarenk kartvizitlerle ülkelerine geri döndüler.

Biliyorum, çünkü oradaydım. Uzun zamandır yaşadığım en keyifli deneyimlerden biri olan ve dopdolu geçen kampüs günlerini detaylı anlatmak isterim, ama çok mümkün görünmüyor. Yine de anlatacağım kadarı, önümüzdeki sene bizim potansiyel 'talent'ları heveslendirip gitmelerine sebep olur umarım...

13 Şubat Cumartesi sabahı Berlin, karla bezenmiş bembeyaz haliyle karşıladı bizi. Kaldığımız hostellerden bizi alıp topluca kahvaltı yapacağımız mekâna götüren çift katlı otobüs okul servisinden farksızdı. Herkes neşeliydi ve hep aynı soruyu soruyordu: 'Neredensin?', 'Neler yapıyorsun?', 'Biliyorum, az sonra unutacağım ama yine de adın ne?'

Her sabah yinelenecek olan 350 kişilik toplu kahvaltılar boyunca gelişecek muhabbetlerin ilk tanışıklıklarıydı elbette bunlar. Zamanla tecrübe edilecektir ki fazla gevezelik yapanlar festival kapsamındaki filmleri izleme sansı bulamayacak, çünkü bir üst katta kampüs katılımcıları için tahsis edilen kısıtlı biletlerin bitme ihtimali çok yüksek. Ben kendi adıma diyebilirim ki istediğim hiç bir filmi izleyemedim... Pişman değilim!

İşi bilenlerle tanışmak

Kampüs programı oldukça yoğundu. Ben önceliği, belgesel film yapımı ve filmin dramatik yapısının oluşumuna ilişkin konuların isleneceği programlara verdim. Yaklaşık 15 kişilik gruplar halinde yapılan ve kendi seçtiğiniz bir uzmanla bir buçuk saatlik buluşma anlamına gelen 'Meet the Expert' (Uzmanıyla Tanışın) bölümü benim için önemliydi. Proje geliştirme ve projenin uluslararası arenadaki yapımcılara profesyonel bir şekilde sunulması anlamına gelen 'Pitching' konularında uzun yıllardır eğitim veren Jan Miller'ı uzmanım olarak seçmiştim. Kesinlikle doğru bir seçim olduğunu söylemeliyim.

"Neden sizin öykünüzle ilgilensinler ki?"
"Sizin öykünüzü diğerlerinden farklı kılan nedir?"

Bu iki önemli soru üzerinden gelişen sohbetimiz Miller'in tecrübelerinden bize aktardığı örnekler, projelerin hazırlanması ve yapımcılara sunumu sırasındaki taktiklerin, manevraların da bilinmesi gerektiği uyarılarıyla oldukça keyifli ve öğreticiydi. "Karşınızdaki bir insan; önce onunla tanışın, kim olduğunuzu anlatın ve avucunuzda ki en değerli taşı başta gösterin. Filminiz Sundance'ta mı gösterildi, Berlin’den ödül mü aldınız, en başta bunu söyleyin. Unutmayın ki projeniz kadar sizin de dikkati üzerinize çekmeniz gerekir".  Miller ayrıca projenin ismi konusunda da iyi düşünülmesi gerektiğini, bu ismin filmin içeriğine ilişkin ipucu vermesi gerektiğini ve merak uyandırdığı takdirde başarılı bir seçim yapmış olunacağını da vurguladı. Ana mekânlarımızdan biri olan tarihi tiyatro'nun kafesindeki kısacık zamanda olabildiğince bilgilerini bize aktarmaya ve hepimizin sorularını yanıtlamaya çalışan Bayan Miller'in enerjisi görülmeye değerdi.

Kayıtların çok öncesinden yapıldığı ve sadece sınırlı sayıda seçilen talent'ların katılabildiği 'Hands-On Training' programı farklı branşlarda, detaylı ve yoğun çalışılan bir workshop programıydı. 'Doc-Station' (Belgesel İstasyonu) adı verilen program, seçilmiş 12 projenin güçlenmesi ve geliştirilmesi konusunda proje sahipleri ile beraber, konusunda uzman kişilerle bir hafta boyunca yürütüldü. Programa katılan yönetmen ve yapımcılarla yaptığım sohbetlerden bu programın onlar için oldukça verimli geçmiş olduğu anlaşılıyordu. Benim katılmayı çok istediğim bir programdı, ne var ki projem hazır değildi. Bu programa katılmak için çok öncesinde filminizi bütçelendirmiş olarak bir proje dosyası halinde sunmanız ve elbette bu projenin seçilmiş olması gerekiyor.

Stefan Ciupek ve Dirk Meier  yönetiminde yürütülen ‘Post-Production Studio’ daha çok son teknolojilerin tanıtımı ve film yapım pratiklerine ilişkin teknik bilgilendirmeye yönelikti. Workshop’a katılan talent’lar, Sony EX3 ve Red One dijital kameralarını tanıma ve kullanma imkanı buldular. Yine daha önce seçilmiş, kaba kurgusu henüz bitmiş olan 10 filmin katıldığı ‘Editing Studio’da katılımcılar, uzmanlarla filmlerinin kurgusu üzerine tartıştılar. Bettina Böhler, Menno Boerema, Yann Dedet, Katja Dringenberg, Susan Korda ve Gesa Marten bir gün boyunca katılımcıların projeleri üzerinde onlarla birlikte çalıştılar, öneriler sundular.

"Sağlam bir nedeniniz olsun”

Stephan Frears Campus studio, senaristler, müzisyenler ve oyuncular için organize edilen workshop’lar kadar ünlü konukların katılımıyla gerçekleşen söyleşiler de hem keyifliydi hem de öğreticiydi. İlk aklıma gelen isim, Benim Güzel Çamaşırhanem (My Beautiful Laundrette) ve Kirli Tatlı Şeyler (Dirty Pretty Things) adlı filmleriyle hemen hatırlayabileceğiniz İngiliz yönetmen Stephen Frears. Hikaye anlatımı üzerine odaklanan söyleşiye Frears’le beraber Bosnalı yönetmen Jasmila Zbanic (Grbavica) ve Truffaut’un usta kurgucusu Yann Dedet de (The American Night) katıldı. Konularını yaşanmış olaylardan seçen Zbanic filmlerinin senaryolarını yazmadan önce uzunca bir süre araştırma yaptığını, bununla birlikte senaryoda çok fazla bilgi sunumunun izleyicinin kafasını karıştırabileceği tehlikesini gözettiğini anlattı. Senaryo yazmayı tercih etmeyen Frears “İyi bir yönetmen aynı zamanda iyi bir senarist olmak zorunda değil” derken “İyi bir senaryoyu hemen anlarım, bunun için iyi bir yönetmen olmak gerekir” diye ekliyordu. “Neyi isterseniz, nasıl isterseniz öyle kurgulayın, ama bunun için mutlaka sağlam bir nedeniniz olsun” diyen Yann Dedet de kendi kurguladığı sahnelerden örnekler vererek kurgu mantığına ilişkin ipuçları verdi.

Özellikle belgesel filmciler açısından belki de en önemli söyleşi; Frederic Gertten, Laura Poitras ve Anat Zuria’nın katılımıyla gerçekleşen ve belgesel film yapımındaki olası risklerin ve bu riskleri bertaraf  etmenin yöntemlerinin konuşulup tartışıldığı 'Trust and Risks in Documentary Films' adlı etkinlikti. Frederic Gertten, Latin Amerika’daki muz işçilerinin ağır çalışma koşullarını anlattığı son filmi Bananas'ı gerçekleştirdikten sonra, bu koşulların sorumlusu olarak gösterdiği Amerikan firması Dole tarafından dava edilmişti.

Elbette anlatılacak çok şey var, ama hepsini aktarmak ne mümkün. Bitirmeden son bir not daha: Sabah başlayan ve gün boyu süren bu koşuşturma elbette yorgunluk yarattı. Ama bu yorgunluk talent’ların gece buluşma mekanı olan partilerden ve dünyanın belki de en iyi çingene orkestrası olan Taraf de Haidouks’la coşmaktan geri bırakmadı bizi.

 

Editörün notu: Talent Campus'ta 'halka açık' olarak gerçekleşen panel ve söyleşilerin video kayıtlarına önümüzdeki günlerde Campus'ün web sitesinden ulaşılabilecek.


İletişim    |     Biz kimiz?    |    Bağlantılar