Anasayfa    |   doc_gazete    |    Documentarist 2008    |    Documentarist 2009


21. Ankara Uluslararası Film Festivali

Ankara'dan belgesel manzaraları

Ankara Film Festivali’nin belgesel jürisinde görev alan Özgür Şeyben, yarışma filmlerini ve artık kanıksanan organizasyon sorunlarını ele alıyor.

Özgür Şeyben

 

21. Ankara Uluslararası Film Festivali 10 Mart-21 Mart tarihleri arasında Ankara Batı Sinemaları ve Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapılan uzun metraj, belgesel ve kısa film gösterimlerinin ardından sona erdi. Seçici kurulunda yer aldığım Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda sekizi amatör, dokuzu profesyonel kategoride yarışan 17 belgesel gösterildi ve ardından jüri oybirliğiyle ödül kararlarını açıkladı. Profesyonel kategoride Çayan Demirel’in 5 No’lu Cezaevi birinci, Meltem Öztürk ve Hülya Karcı’nın yönettiği Eylül Çocukları ikinci, Kazım Öz’ün belgeseli Son Mevsim: Şavaklar ise üçüncülüğe layık görüldü. Amatör kategorinin ilk üçü ise Emre Karadaş-Deniz Oğuzsoy ikilisinin yönettiği Duvar, Yeliz Karakütük’ün Romeyika’nın Türküsü ve Berrak Samur’un yönettiği Bağdat belgesellerinden oluştu.

Profesyonel yarışmada yer alan filmlerden 5 No’lu Cezaevi, 1980-1984 yılları arasında Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde tutuklu bulunan çoğunluğu Kürt tutsaklara yönelik olarak geliştirilen sistematik işkence ve Türkleştirme politikalarını tanıklarının ağzından anlatıyor. Büyük bölümü röportajlardan oluşan film biçimsel olarak herhangi bir özgünlük barındırmamasına rağmen söz konusu meseleyi ilk kez işlediği için büyük bir ilgiyi hakediyor. Filmin gösterimi sırasında festival gösterimlerinin yapıldığı Çağdaş Sanatlar Merkezi’nin izleyiciyle dolması da bu konuya yönelik kamuoyundaki merakın bir kanıtı olarak değerlendirilebilir. Filmin en büyük eksikliği ise cezaevi sürecinde yaşananların sonucu olarak ortaya çıkan ve günümüze kadar uzanan toplumsal etkileri kapsam dışında bırakıyor olması.

Profesyonel kategoride ikincilik ödülü alan Eylül Çocukları’nı ikisi de yurtdışında yaşayan Meltem Öztürk ve Hülya Karcı yönetmiş. Berlin, Kopenhag, Zürih ve Paris’te yaşayan, aileleri 12 Eylül göçmeni olan beş gencin anlatımlarına dayanan film, politik mülteci anne-babaların çocukları üzerinde bıraktığı etkilere yoğunlaşıyor. Vermek istediği mesajı iyi belirleyemiş olan film bu nedenle sağlıklı bir konsepte de ulaşmakta güçlük çekiyor. Ses ve görüntü kalitesi açısından da yetersiz olan filmin girişindeki animasyon bölümü bütünlüğü bozan bir unsur olarak göze çarpıyor. Filmin festival gösterimi sırasında yaşadığı talihsizlikten de bahsetmekte yarar var: Betacam SP kopyadan gösterilen film kasette yaşanan bir sorundan ötürü yarıda kesildi. İzleyicinin tepkisi üzerine salonda bulunan filmin yönetmeni geri kalan kısmı anlatarak belgeselin tamamlanmasını sağladı! Uzun bir bekleyişten sonra gösterime kaldığı yerden DVD ile devam edildi.

Güçlü konular, zayıf filmler ve istisnalar

Profesyonel yarışmada üçüncülük ödülü alan Kazım Öz’ün Son Mevsim: Şavaklar’ı  festivalde yarışan dokuz film arasında bence en iyi belgesel olarak dikkat çekiyor. Arte televizyonunun ortak yapımcı olduğu belgeselin yönetmeni Kazım Öz konulu sinema filmlerinden de tanıdığımız bir yönetmen. Dersim’in Pertek ve Çemişgezek bölgelerinde yaşayan göçebe bir topluluk olan Şavaklar’ı merkez alan film, öncelikle ses ve görüntü kalitesiyle övgüyü hakediyor. Filmdeki karakuzunun ve ozan Ayşe’nin öyküsü izleyiciyi oldukça duygulandırıyor. Belgesel sinemanın kurmacanın sınırlarına taşmadan da öykü anlatabileceğinin en güzel örneklerinden biri olan Son Mevsim: Şavaklar yetenekli bir sinemacının elinden çıkmış pastoral bir masal...

MirazProfesyonel kategoride ödül alan bu üç filmin dışında dikkat çeken bir başka film ise Mezra Ezidiya adlı ilk çalışmasıyla tanıdığımız Rodi Yüzbaşı’nın uzun belgeseli Miraz. Ağrı’da bir köyde geçen Miraz, Fransa’ya göç etmek için çabalayan genç bir adam ile yaşlı anne babasının hikayesine yoğunlaşıyor. Fotoğraf kalitesi ve atmosfer yaratmadaki başarısıyla ön plana çıkan Miraz, bu yılın konuşulan belgesellerinden biri olmaya aday görünüyor.

Yarışmanın amatör kategorisinde yer alan sekiz filmin tümü de genel olarak vasatın üzerine çıkamayan çalışmalardı. Birincilik ödülünü kazanan Duvar’ın yönetmenleri Deniz Oğuzsoy ve Emre Karadaş, Diyarbakır’da bir kilisede yaşamlarını sürdürmeye çalışan Diyarbakır’ın son Ermenilerinden olan bir karı-kocanın gündelik yaşamlarına odaklanıyor. Özenli görüntüleri ve dingin anlatımıyla övgüyü hakeden filmin en önemli eksiği işlediği konunun farklı boyutlarına eğilmek yerinde yüzeysel bir yaklaşımı tercih etmesi.

Yarışmada ikincilik ödülü kazanan Romeyika’nın Türküsü’nün yönetmeni Yeliz Karakütük Türk Dili Edebiyatı alanında gördüğü eğitimin de etkisiyle olsa gerek isabetli bir tercihle, çok ilginç bir konuyu işlemeye soyunmuş. Pontos Bölgesi olarak bilinen Doğu Karadeniz’de konuşulan ve Romeyika adı verilen dilin Türkiye ve Yunanistan’daki izlerini süren belgesel konu seçimindeki başarısını uygulamada maalesef pek gösteremiyor. İzlediğim 17 belgesel arasında en kötü teknik koşullara sahip olan film için söylenebilecek en doğru eleştiri yeniden çekilmesi gerektiği.

Amatör yarışmanın üçüncülük ödülünü kazanan Bağdat amatör bölümde en çok beğendiğim belgesel oldu. Filmi izleyecek olanların seyir keyfini bozmamak ve bu filmi birazcık merak etmelerini sağlamak için Berrak Samur’un yönettiği kısa belgeselin konusunu anlatmaktan kaçınıyorum. Ancak şunu söylemeliyim ki ismine aldanıp Irak ile ilgili bir film bekleyenler fena halde yanılacaklar. Anlatım ve kurgu sorunlarına rağmen heyecan verici bir belgesel olan Bağdat genç yönetmeninin yeni projelerine dair merak uyandıracak nitelikte.

Dört gün boyunca 17 film izledik ve yukarıda ismini andığım filmleri ödüle layık gördük. Biz bu belgeselleri değerlendirirken İki Dil Bir Bavul’un konulu film kategorisinde yarıştığını da hatırlatalım. Jüri vazifem biter bitmez ayrıldığım için ödül töreninde kazanan belgeselciler yer aldılar mı, eğer sahneye çıktılar ise ne tür konuşmalar yaptılar bunları bilmiyorum.

Bir ‘dolgu malzemesi’ olarak belgesel

Festivalin belgesel bölümüyle ilgili genel görüşümü aktarmadan önce bir anımı paylaşmak istiyorum: Bir kaç yıl önce Bursa’da ilk kez gerçekleştirilen İpek Yolu Film Festivali’nin yönetmenliğini üstlenmiştim. “10 Kadın 10 Bakış” isimli bir belgesel seçkisini festivale dahil edebilmek için çok çaba gösterdiğimi hatırlıyorum. Belgesel’in film festivallerinde dolgu malzemesi olarak kullanılmasını tasvip etmeyen biri olarak bu seçkide yer alan filmlerin hepsini özenle seçerek, belirli bir temayla çerçevesini sınırlayarak, filmlerin yönetmenlerini, oyuncularını festivalde ağırlayarak, “Kadın ve belgesel sinema” konulu bir panel düzenleyerek elimden gelenin en iyisini yaptığını düşünüyordum. Üstelik bütün bunları yaparken festivalde belgesel yarışmasının olmadığını da eklemekte fayda var. Festival Bursa’nın merkezinde gerçekleşiyordu. Ne var ki dönemin belediye başkanı olan ve geçtiğimiz yıl trajik bir şekilde aramızdan ayrılan Hikmet Şahin gösterimlerin merkez dışındaki yerlere de taşması için ısrarcı oluyordu. Bu fikire temelde karşı değildim ancak ekip ve ekipman sıkıntısı yüzünden layıkıyla üstesinden gelemeyeceğimi düşündüğümden karşı çıkıyordum. Yapılan ısrar sonucunda Mudanya’da bakımsızlıktan yıkılmak üzere olan bir kültür merkezine belgesel gösterimlerinin tekrarını koymuştum. Seçkide Gündelikçi isimli belgeseliyle yer alan yönetmen Emel Çelebi, Mudanya’daki gösterimin olacağı günün sabahı yanıma gelip Mudanya’ya giderek gösterime katılmak istediğini belirtmişti. Mudanya kısmını yasak savmak adına yaptığımız için böyle bir istekle karşılaşacağım hiç aklıma gelmemişti ve herhangi bir program yapmamıştık. Sonuçta yönetmeni filminin gösterimine katılması için Mudanya’ya gönderdiğimizi, ancak biraz surat ekşittiğimi de hatırlıyorum. Telaşım bitip de kendi başıma kaldığım zaman ne büyük bir ayıp işlediğimi dehşet içinde farketmiştim ve o günden sonra belgesel sinemanın festivallerdeki temsiline dair daha fazla duyarlılık göstermeye başlamıştım.

Bu yıl 21. kez düzenlenen Ankara Uluslararası Film Festivali’nin belgesel sinemaya yaklaşımı ise gerçekten düşündürücü boyutlardaydı. Gösterimin yapıldığı salondaki projektör Ankara FF projeksiyon cihazlarıev kullanıcılarına yönelik alelade bir modeldi. Dolayısıyla perdeye yansıyan görüntü de aynı ölçüde kalitesizdi. Bir harici diske yüklenen filmler orjinal kopyalarından değil de festival önizleme kopyalarından gösteriliyordu. Sadece iki filmin Betacam SP formatında gösterildiği seansta ise belgesellerden biri yarıda kesilerek heder oldu. Herhangi bir para ödülünün bulunmadığı yarışmaya, ön elemeyi geçerek katılan filmlerin yönetmenlerinin davet edilmesine bile gerek duyulmamıştı. Kendi imkanlarıyla gösterime katılan bir yönetmen de bu konudaki isyanını seyircilerin önünde dile getirdi. Bütün bu talihsizlikler sonucunda belgeselcilerin kendi festivallerini düzenlemesinin ne kadar hayati bir tavır olduğunu bir kez daha anlamış oldum.

23 Mart 2010

 

 



ENGLISH TÜRKÇE

 

 

 

 

En son yazılar

Kosova'da bir belgesel karnavalı

Uzun bir serivenin kısa hikâyesi

Saraybosna FF: Bize yakın dertler

“Balkanların anlatacak öyküleri var”

“Ne kadar güçlü olduğumuzu keşfetmemizden korkuyorlar”

“They are scared that we find out how powerful we are”

Belgesel para kazandırmaz”

DOCUMENTARIST büyüdü, festival oldu!

Fikirden filme giden uzun yol

DOCUMENTARIST: Haydi izleyelim!

Filistin'den Arjantin'e kısa bir dünya turu

Yafa, Portakalın Otomatiği: Bir turunçgilin peşinde...

İsrail'deki apartheid rejimine karşı...

Notes from the 29th Festival (İng.)

“Dikenli teller, rüzgârda şarkı söyler”

Envai çeşit belgesel

Teğet geçilmemiş bir belgeselin yapım süreci

Tel örgülerin ardındaki kadınlar

Dünyaya belgeselle bakmak ve görmek

Ankara'dan belgesel manzaraları

Dört duvar arasında, vizyonda!

Süngüyle kesilen ekmekler

Berlin üzerinde ninniler
ya da 'dandini dandini dastana'

‘Bal'a giden 'Yol'

Bir 'talent'ın gözüyle Kampüs izlenimleri

Berlinale'nin (süper)market halleri

 

Arşivdeki diğer yazılara ulaşmak için tıklayınız.

NOT: Yukarıdaki yazılarda dile getirilen görüşler yazarlarına aittir, Documentarist'i bağlamaz.

 

Bültenler

Ağustos 2010
Temmuz 2010
Haziran 2010
Mayıs 2010
Nisan 2010
Mart 2010
Şubat 2010
Ocak 2010
Aralık 2009
Kasım 2009
Ekim 2009
Eylül 2009


 

İletişim    |     Biz kimiz?    |    Bağlantılar