Anasayfa    |   doc_gazete    |    Documentarist 2008    |    Documentarist 2009


DOCUMENTARIST 2010

Belgesel para kazandırmaz

DOCUMENTARIST'in konuklarından Pascal Hoffman: "Daniel Schmid - Düşünen Kedi'yi yapış amacımız onu ve filmlerini yeniden hatırlatmak, bugün İsviçre’de bile genç nesil sinema öğrencileri arasında adı neredeyse hiç bilinmiyor; ama İsviçre’nin en önemli yönetmenlerinden birisi."

Duygu Eruçman

 

İnsan neden bir belgesel film festivali düzenler? Bunun pek çok nedeni olabilir tabii ki ama yaşadığımız çağda, bir konuda harcanan emeğin genel olarak arzu edilen karşılığı para kazanmaktır. Kazanılan paranın miktarı bir anda masa başında geçirilen bütün saatleri, uykusuz geceleri, işin yarattığı stresi insanların gözünde haklı gösterir. Neden belgesel film festivali düzenlenir ki? Yanıtı basit, çünkü bu festival, bizim, içinde yaşadığımız dünyaya karşı verdiğimiz kendi küçük savaşımız; üretmenin, üretileni içten bir şekilde paylaşmanın ve paylaştıklarımız üzerine beraberce kafa yormanın hâlâ mümkün olduğunu gösterme şeklimiz. Şimdilik hâlâ yarı amatör bir festival olduğumuza göre, organizasyon boyunca yaptığım sayısız farklı işe bir yenisini ekleyerek gerçekleştirdiğim Pascal Hoffman röportajını paylaşmak istiyorum. Pascal Hoffman, festival kapsamında gösterilen Daniel Schmid - Düşünen Kedi'nin iki yönetmeninden biri.

Daniel Schmid ile ilgili bir film yapmayı, bir barda otururken düşündüğünüzü filmin başında izleyici ile paylaşıyorsunuz fakat bu fikir ilk nasıl aklınıza geldi?

Pascal HoffmanFilm okulundaki bitirme tezimiz için bir proje düşünüyorduk, gerçekten de barda oturmuş ve ne üzerine film yapabileceğimizi konuşuyorduk. Aslını istersen Daniel ile ilgili bir film yapabileceğimiz arkadaşımın aklına geldi, benim için böyle bir projeyi düşünmek zor olabilirdi çünkü Daniel’ı iyi tanıyordum, onunla aynı yerde Films kasabasında büyümüştüm, tabii benim çocukluğum sırasında o Films’de yaşamıyordu. Arkadaşımsa onu bir iki tane erken dönem filminden tanıyordu.

Barda Daniel ile ilgili bir film yapmaya karar verdikten sonra ona uzun bir mektup yazdık ve müzik ile ilgili çektiğimiz bir önceki belgeselimizi yolladık. Ama bizim mektubu yolladığımız dönem tam kanserinin nüksettiği ve kötüleşmeye başladığı döneme denk geldi, zaten altı ay sonra da aramızdan ayrıldı. Mektubumuzu okudu mu onu bile bilmiyoruz. Ama daha sonra, filmi yaptığımız sırada, partneriyle görüşmek için evine gittiğimizde ona yolladığımız DVD’nin hâlâ çalışma masasının üzerinde durduğunu gördük. Belki de ölmeden hemen önce bizim filmimizi izlemişti ve mektubumuzu da okumuştu.

Bazen beklenmedik olayların gerçekleşmesi, insanın yaratıcılığını zorlayıp sanatsal olarak farklı noktalara ulaşmasını sağlayabiliyor, Daniel’ın ölümü film projenizde nasıl değişikliklere yol açtı, filmin gidişini nasıl etkiledi?

Öldüğünde daha filme başlamamıştık bile. İlk iki ay filmle ilgili herhangi bir şey yapmadık. Sonra filmi yapmamız gerektiğine karar verdik, eğer daha fazla ertelersek film hiç yapılamayabilirdi, hayatta ne olacağı belli olmuyor. Önce ailesine ulaştık, partneriyle konuştuk, filmi yapacak olmamıza çok memnun oldular, biz de elimizden geldiği kadar iyi bir film yapmaya çalıştık.

Daniel Schmid’i önceden de tanıdığınızı söylediniz, onun hakkında bir film yaptıktan sonra onunla ilgili duygu ve düşüncelerinizde neler değişti?

Onu şu an daha iyi tanıdığımı söyleyemem, kronolojik olarak hayatı hakkında daha fazla şey biliyorum, hangi tarihte ne yapmış, neler yaşamış böyle bilgileri öğrendim ama benim için fazla bir şey değişmedi.

Filmin başında Daniel Schmid “Bir insanı betimlediğin zaman aslında kendini betimlemiş olursun” diyor. Siz filmi yaparken kendinizden neler kattınız?

Bu zor bir soru… Bunun herkes için doğru olduğunu düşünmüyorum, baktığınız zaman bu filmin her dakikasında benden bir şeyler yok, öyle olması da gerekmiyor zaten. Ama filmin yapma sürecinde kendimle ilgili pek çok şey keşfettim. Bir kere çok karışık bir süreçti, okul projesi olarak başladığımız film daha büyük bir hal almaya başlayınca yeni bir yapımcı bulmamız gerekti ve bunun gibi pek çok karışık işle başa çıkmamız gerekti. Düşündüğümden çok daha fazla şeyin üstesinden gelebildiğimi görmek benim açımdan çok önemliydi. Bir yandan da bu dört yıl içinde hayatımda büyük değişiklikler oldu, mesela baba oldum. Aslında filmin yapım süreci, bana pek çok şey kattı.

Filmde bu not defterini ve kedi çizimini görmüyoruz, çizim neden sadece posterlerde var?

Kedi çizimi, jeneriğin sonunda var, filmin çok da merkezine oturtmak istemedik, zaten senaryomuz ortaya çıkmıştı.

Daniel Schmid’in Türkiye’de çok da tanındığını zannetmiyorum, sizin bu konudaki izleniminiz nedir?

Evet, fazla bilinmiyor, belli bir sinema izleyicisi tanıyor Daniel’ı ancak. Filmi yapış amacımız biraz da buydu aslında onu ve filmlerini yeniden hatırlatmak, bugün İsviçre’de bile genç nesil sinema öğrencileri arasında adı neredeyse hiç bilinmiyor ama İsviçre’nin en önemli yönetmenlerinden birisi, Japonya’da ve dünyanın pek çok farklı yerinde tanınmış bir isim.

 

(Bu söyleşi Birgün gazetesinin 2 Temmuz 2010 tarihli sayısında yayınlanmıştır.)

 

 



ENGLISH TÜRKÇE

 

 

 

 

En son yazılar

Kosova'da bir belgesel karnavalı

Uzun bir serivenin kısa hikâyesi

Saraybosna FF: Bize yakın dertler

“Balkanların anlatacak öyküleri var”

“Ne kadar güçlü olduğumuzu keşfetmemizden korkuyorlar”

“They are scared that we find out how powerful we are”

Belgesel para kazandırmaz”

DOCUMENTARIST büyüdü, festival oldu!

Fikirden filme giden uzun yol

DOCUMENTARIST: Haydi izleyelim!

Filistin'den Arjantin'e kısa bir dünya turu

Yafa, Portakalın Otomatiği: Bir turunçgilin peşinde...

İsrail'deki apartheid rejimine karşı...

Notes from the 29th Festival (İng.)

“Dikenli teller, rüzgârda şarkı söyler”

Envai çeşit belgesel

Teğet geçilmemiş bir belgeselin yapım süreci

Tel örgülerin ardındaki kadınlar

Dünyaya belgeselle bakmak ve görmek

Ankara'dan belgesel manzaraları

Dört duvar arasında, vizyonda!

Süngüyle kesilen ekmekler

Berlin üzerinde ninniler
ya da 'dandini dandini dastana'

‘Bal'a giden 'Yol'

Bir 'talent'ın gözüyle Kampüs izlenimleri

Berlinale'nin (süper)market halleri

Yılmaz Güney: Bir güzel ağabeyimiz

Metin Çulhaoğlu ve severlerini kızdırmak pahasına

Portakal ağacı ve ışığa uçan pervane

 

Arşivdeki diğer yazılara ulaşmak için tıklayınız.

NOT: Yukarıdaki yazılarda dile getirilen görüşler yazarlarına aittir, Documentarist'i bağlamaz.

 

Bültenler

Ağustos 2010
Temmuz 2010
Haziran 2010
Mayıs 2010
Nisan 2010

Mart 2010
Şubat 2010
Ocak 2010
Aralık 2009
Kasım 2009
Ekim 2009
Eylül 2009


 

İletişim    |     Biz kimiz?    |    Bağlantılar