Anasayfa    |   doc_gazete    |    Documentarist 2008    |    Documentarist 2009


DOCUMENTARIST 2010

“Balkanların anlatacak öyküleri var”

Balkan Belgesel Merkezi'nin kurucularından ve belgesel yapımcısı Martichka Bozhilova'ya göre Balkanların anlatacak çok öyküsü var ve bunun için de belgesel biçilmiş kaftan.

Duygu Eruçman

 

Son yıllarda Balkan ülkelerinde bir belgesel film patlaması yaşanıyor. Anlatılacak öykülerin hiç tükenmediği bu bereketli topraklarda belgesel yapım olanakları da gün geçtikçe gelişiyor. Bu durumda Balkanlardan çıkan belgeseller uluslararası festivalleri fethediyor. Bu seneki programında Balkanları mercek altına alarak, bu bölgeden pek çok ödüllü filmi İstanbul seyircisiyle buluşturan Documentarist, bir de Balkanlarla yapılacak işbirliklerinin önünü açmak amacıyla ‘Balkanlarda Belgesel Üretimi’ başlıklı bir panel düzenledi. Bu panelin konuşmacılarından ve Balkan Belgesel Merkezi’nin kurucularından belgesel film yapımcısı Martichka Bozhilova’yla, yeni kurdukları bu merkez ve belgesel film üzerine konuştuk.

Biraz Balkan Belgesel Merkezi’nden bahsedebilir misiniz?
Balkan Belgesel Merkezi (BBM) aynı anda pek çok şey. İlk olarak fiziksel bir mekan, Sofya’nın içinde küçük tarihsel bir bina, henüz tamamlanmadı ama içinde kütüphanesi, gösterim merkezi ve kurgu odası olacak. Diğer bir yandan da sanal bir mekan, Balkanlardaki belgeselcileri biraraya getirmeyi amaçlayan bir iletişim ağı. Bildiğiniz gibi Balkan ülkeleri olarak ortak bir geçmişimiz var fakat yıllarca süren izolasyonlar nedeniyle birbirimizi çok da tanımıyoruz. Yine de aynı bölgenin insanlarıyız ve kendi aramızda bir pazar oluşturuyoruz, birbirine benzer hassasiyetlerimiz var, benzer filmler yapıyoruz. Güçlü ve görünür olabilmek için birlikte bir şeyler yapmamız gerekiyor, işte BBM’yi bu nedenle kurduk. En önemli programlarımızdan birisi olan eğitim programımıza bu sene başında başladık. BBM atölyemiz 1 Temmuz’da başladı 16 Temmuz’a kadar da sürecek.

Sanırım bu atölyede bir de Türkiye’den proje var, bu proje nasıl başvurdu, başvuru sürecini biraz anlatabilir misiniz?
2010’un başından itibaren BBM’yi Balkan ülkelerinde ve Avrupa genelindeki festivallerde tanıtmaya başladık. Tanıtım kampanyamızda, yapım aşamasında olduğumuzu belirtmek için inşaat işçilerinin giydiği kıyafetleri giydik, bu aynı zamanda Balkan belgeselleri için bir faaliyet alanının ve bir pazarın inşa halinde olduğunun da dolaylı bir anlatımıydı. Gittiğimiz her yerden olumlu tepkiler aldık, bir yandan da atölyemiz için proje çağrısı yaptık. Her ülkeden en az birkaç proje başvurusu yapıldı ve bunların arasında Türkiye de vardı. Türkiye’yi atölyeye dahil etmeyi gerçekten çok istedik ve şimdi Türkiye’den gelecek yönetmen ve yapımcı ile tanışmayı dört gözle bekliyoruz.

Peki, bu projeden biraz bahsedebilir misiniz?
Türkiye’den katılan projenin adı “From Dawn till Dusk/Şafaktan Gün Batımına”. Yönetmeni Başak Çallıoğlu, yapımcısı Gökçe Durusoy. Oldukça karmaşık bir proje, Türkiye’nin en batısında ve en doğusunda yaşayan üç genç kızın günlük rutinlerini gözlemliyor. İlk kısmı bitmek üzere, karakterleri bir-iki yıl aradan sonra takip edecek olan ikinci kısmı ise şu an gelişme aşamasında ve üçüncü kısmı da 10 yıl sonra çekilecek. Hem iddialı hem de ilginç bir proje.

Pek çok kişi politik konuların belgeselin ayrılmaz bir parçası olduğunu düşünüyor fakat bir yandan da kişisel belgesellerin sayısında bir artış var. Belgesellerin uluslararası arenada başarılı olması için dünya sorunlarıyla ilgili olmaları şart mı?
Kesinlikle durum bu değil. Tabii ki sorunlara odaklanmak belgeselciliğin önemli bir parçası çünkü sorunlarla dolu bir dünyada yaşıyoruz. Ama belgesel bir bilgidir ve bu duygusal bilgi de olabilir. Yine de belgesellerin çoğunun politik içerikli olmasının bir problem yarattığını düşünmüyorum. Çünkü kabul etmeliyiz ki hayatımızdaki her şey politikayla ilintili. Bazı politik konular üzerine söz söylemek, bu konularda kişisel tavırlarını sergilemek bir anlamda belgesel filmcilerin sorumluluğu.

Balkan belgeselciler tarafından ele alınan konular diğer belgeselcilerin ele aldığı konularla farklılık gösteriyor mu?
Bence büyük farklılıklar var ve Balkan belgeselcilerin dünyadaki belgesel haritasında kendi yerlerinin olmasının nedeni de bu. Biz öykülerle dolu inanılmaz bir yerde yaşıyoruz. Eğer yeteneğiniz varsa harika öyküler anlatabilirsiniz. Bunlar çok kişisel öyküler de olabilir ama bir yandan da çok önemli sosyal ve politik sorunlara değinebilirler. Bence biz farklıyız ve dünyanın geri kalanına anlatacak farklı öykülerimiz var. Bir de tabii ki oldukça muhafazakar bir toplumda yaşıyoruz. Balkanlardaki politikacılar ve ulusal televizyon kanalları korktukları için farklı görüş açılarını göstermek konusunda pek istekli değiller. Bu nedenle daha görünür olabilmek için, bağımsız yönetmenlere ve yapımcılara ihtiyacımız var.

‘Balkanlarda Belgesel Üretimi’ panelinde bir tür çoklu ortamdan (multi-platform) söz ettiniz. Biraz bunu anlatır mısınız?
Bu olay birkaç yıl önce, yaygın olarak kullanılan bir saatlik belgesel formatına alternatif olarak ortaya çıktı. Pek çok farklı parçadan oluşan bir belgesel içeriği, bir belgesel etkinliği hazırlıyorsunuz, film bunlardan sadece bir tanesi oluyor. Mesela bir kitapla ya da bir internet sitesiyle belki bir bilgisayar oyunuyla birlikte gelen bir belgesel olabiliyor. Özellikle Batı Avrupalı pek çok meslektaşıma göre bu kavram çok daha sürdürülebilir ve karlı. Çünkü şu anda internetin içinde yaşıyoruz, bu bir internet dünyası ve artık belgesel filmleri eskisi gibi alıp satamıyoruz. Belgeselin geleceği ve yapımcılar için bu bir olanak, ben de böyle bir projede çalıştım, ilginçti ama bunun bildiğimiz anlamda belgesel filmin yerini alabileceğini düşünmüyorum. Sonuçta belgesel film kendi içinde bir sanat eseri. 

Peki, çoklu ortam kavramının belgesele olan ilgiyi artıracağını düşünüyor musunuz?
Bence mümkün. Çünkü 21. yüzyıl seyircisi çok şımarık ve farklı türden bilgileri bir arada ve aynı anda almak istiyor. Mesela bir film bir konserle bağlantılıysa, eğlendirilmek istiyor. Bir tüketim dünyasında yaşıyoruz ve böyle bir dünyada bu tarz bir yapım şekli elbette etkili oluyor. Bunu söylemek beni biraz üzüyor ama artık durum eskisi gibi değil.

 

(Bu söyleşi Radikal İki'nin 11 Temmuz 2010 tarihli sayısında yayınlanmıştır.)

 

 



ENGLISH TÜRKÇE

 

 

 

 

En son yazılar

Kosova'da bir belgesel karnavalı

Uzun bir serivenin kısa hikâyesi

Saraybosna FF: Bize yakın dertler

“Balkanların anlatacak öyküleri var”

“Ne kadar güçlü olduğumuzu keşfetmemizden korkuyorlar”

“They are scared that we find out how powerful we are”

Belgesel para kazandırmaz

DOCUMENTARIST büyüdü, festival oldu!

Fikirden filme giden uzun yol

DOCUMENTARIST: Haydi izleyelim!

Filistin'den Arjantin'e kısa bir dünya turu

Yafa, Portakalın Otomatiği: Bir turunçgilin peşinde...

İsrail'deki apartheid rejimine karşı...

Notes from the 29th Festival (İng.)

“Dikenli teller, rüzgârda şarkı söyler”

Envai çeşit belgesel

Teğet geçilmemiş bir belgeselin yapım süreci

Tel örgülerin ardındaki kadınlar

Dünyaya belgeselle bakmak ve görmek

Ankara'dan belgesel manzaraları

Dört duvar arasında, vizyonda!

Süngüyle kesilen ekmekler

Berlin üzerinde ninniler
ya da 'dandini dandini dastana'

‘Bal'a giden 'Yol'

Bir 'talent'ın gözüyle Kampüs izlenimleri

Berlinale'nin (süper)market halleri

 

Arşivdeki diğer yazılara ulaşmak için tıklayınız.

NOT: Yukarıdaki yazılarda dile getirilen görüşler yazarlarına aittir, Documentarist'i bağlamaz.

 

Bültenler

Ağustos 2010
Temmuz 2010
Haziran 2010
Mayıs 2010
Nisan 2010
Mart 2010
Şubat 2010
Ocak 2010
Aralık 2009
Kasım 2009
Ekim 2009
Eylül 2009


 

İletişim    |     Biz kimiz?    |    Bağlantılar